
Araştırmada incelenen veriler, insanların büyük bölümünün uzun yaşamayı arzuladığını da gösteriyor. Örneğin ABD’de yapılan anketlere göre yetişkinlerin çoğu en az 91 yaşına kadar yaşamayı umuyor.

Buna karşın 2024 yılında doğan bir Amerikalının ortalama yaşam süresinin 79 yıl olması bekleniyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre gelişmiş ülkelerin çoğunda ortalama yaşam süresi 80’li yaşların ortalarına kadar ulaşıyor.

Kanda dikkat çeken 37 protein
Araştırma kapsamında bilim insanları üç farklı gruptan kan örnekleri topladı. Ortalama 101 yaşındaki 39 kişi, ortalama 86 yaşındaki 55 hastanede yatan yaşlı birey ve ortalama 41 yaşındaki 40 sağlıklı yetişkin incelendi.

Araştırmacılar oldukça hassas bir analiz yöntemi kullanarak her kan örneğinde 724 farklı proteini ölçtü. Bunların 358’i iltihaplanma süreçleriyle, 366’sı ise kalp sağlığıyla bağlantılı proteinlerdi.

Sonuçlar incelendiğinde 37 proteinin özellikle dikkat çektiği görüldü. Bu proteinlerin düzeyleri, 100 yaşını aşan kişilerde 80’li yaşlardaki bireylerden ziyade genç yetişkinlere daha çok benziyordu.

Daha az oksidatif stres
Araştırmada öne çıkan bulgulardan biri de oksidatif stres ile ilgiliydi. Oksidatif stres, vücutta serbest radikaller ile antioksidan savunma arasındaki dengenin bozulmasıyla ortaya çıkıyor ve kanser, diyabet ile Alzheimer gibi birçok hastalığın gelişiminde rol oynuyor.

Bilim insanları, 100 yaşını geçen kişilerde oksidatif stresin belirgin biçimde daha düşük olduğunu tespit etti. Bu durum ilginç bir sonucu da beraberinde getirdi: Bu kişilerde antioksidan proteinlerin seviyesi de daha düşük çıktı.

Araştırmacılara göre bunun nedeni, vücudun zaten daha az serbest radikal üretmesi. Yani bağışıklık sistemi ve hücresel enerji üretimi daha dengeli çalıştığı için güçlü bir antioksidan savunmaya daha az ihtiyaç duyuluyor.

Metabolizma genç kalıyor
Araştırma ayrıca bazı proteinlerin yaşlılığa rağmen genç seviyelerde kaldığını da gösterdi. Örneğin dokuların dayanıklılığını koruyan hücre dışı yapı proteinleri genç bireylerdeki seviyeye oldukça yakın kaldı.
Ayrıca yağ metabolizmasıyla ilişkili proteinlerin de beklenenden daha az arttığı görüldü. İltihaplanma ile bağlantılı interlökin-1 alfa adlı proteinin seviyeleri de düşük kaldı.

Bunun yanında DPP-4 adlı protein de dikkat çekti. Bu protein, insülin üretimini etkileyen GLP-1 hormonunu parçalayarak metabolizmanın dengede kalmasına yardımcı oluyor. Araştırmacılara göre bu durum, 100 yaşını aşan kişilerde kan şekeri dengesinin daha stabil kalmasına katkı sağlayabilir.

Bilim insanları uzun yaşamın yalnızca genetikle açıklanamayacağını vurguluyor. Araştırmalara göre genetik faktörler ömrün yaklaşık yüzde 25’ini belirliyor. Geri kalan bölüm ise yaşam tarzıyla bağlantılı.

Araştırmacılara göre günlük alışkanlıklar da önemli rol oynuyor. Örneğin meyve tüketimi kandaki oksidatif stresi azaltabiliyor, düzenli fiziksel aktivite dokuların daha ‘genç’ kalmasına yardımcı oluyor ve sağlıklı kilo metabolizmanın dengede kalmasını destekliyor.



